Cuma, Temmuz 25, 2025
Google search engine
Ana SayfaCumhurbaşkanı Ersin TatarCumhurbaşkanı Tatar: Geri dönüş olursa egemenlik zayıflar

Cumhurbaşkanı Tatar: Geri dönüş olursa egemenlik zayıflar

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, KIBRIS TV’de katıldığı canlı yayında iki devletli çözüm siyasetinin KKTC’yi taşıdığı noktaya dikkat çekti, yeniden seçilmesi ve bu siyasetin zarar görmemesi gerektiğini söyledi.

“Türkiye’nin desteğiyle daha ileriye”… Beş yıllık Cumhurbaşkanlığı tecrübesinin ardından, bir beş yıl daha görev yapması hâlinde, Türkiye’nin uluslararası platformlardaki desteğiyle birlikte, iki devletli yeni siyasetin ve Kıbrıs Türk halkının egemenliği konusundaki iddiaların daha da güçleneceğini söyleyen Tatar, “Aksi bir durumda, yani bu siyaset dışına çıkılırsa, egemenlik iddiamız zayıflayacaktır.” diyerek ikinci dönem için halktan destek istedi.

Taha Can GÜRLEK

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar, New York ziyareti ve ardında Türkiye Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın katıldığı 20 Temmuz törenleri sonrasında KIBRIS TV’ye konuk oldu, tüm samimiyetiyle Hasan Hastürer’in sorularını yanıtladı.

Tatar, program öncesi KIBRIS Medya Grubu Genel yayın Yönetmeni Mete Tümerkan ile de sohbet etti, ardından canlı yayına katıldı.

Hem Kıbrıs politikasına yönelik hem de ekim ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine dair samimi açıklamalarda bulunan Tatar, çok çalışarak yeni bir Kıbrıs politikası ortaya koyduğunu söyleyerek, artık dünyanın bu politikayı öğrendiğini anlattı.

“Başarılıyım” diyen Tatar, Cumhurbaşkanlığı döneminde ikinci dönemde de devam etmek istediğini ortaya koydu.

New York zirvesinde kapı açılması konusundaki sorunu anlatan Tatar, Kıbrıs Türk halkından bazı kesimlerin açıklamaları anlamak istemediğinden şikayet etti.

“Rum tarafı Akıncıların açılmasına itiraz etmez diyorduk”

Türk tarafı olarak yapıcı bir yaklaşım sergileyip Akıncılar kapısını da önerdiklerini anımsatan Tatar, masada konuşulanları anlattı:

“Bir adım attık, dedik ki Akıncılar Kapısı da olabilir. Zira Akıncılar Kapısı, yıllardır Akıncılar bölgesindeki insanlarımızın, bölgenin biraz daha gelişebilmesi için talep ettiği bir kapıdır. Ben de şöyle düşünüyordum: Eğer biz Akıncılar Kapısı’nı onaylarsak, Rum tarafından kesinlikle bir itiraz gelmez ve o kapı açılır. Akıncılar bölgesinde, Kiracıköy ile Eğlence arasındaki yol bir koridor değil de kapı olursa, bu konuşulabilirdi. Rum Lider New York’a gelip dedi ki “5 kilometre Türk kontrolündeki bölgeden geçeceğim, ardından Ara Bölge’ye gireceğim.” Biz de diyoruz ki: “Türk tarafından geçmek suretiyle buna onay verebiliriz.” Mevcut iddialara göre Kiracıköy ile Eğlence arası 5 kilometre ama bir 5 kilometre daha yol yapılması gerekiyor. Ben orada dedim ki, bunu biz kısa sürede yaparız. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı Hakan Fidan da ‘buradan garanti veriyorum, biz destek vereceğiz’ dedi. Birkaç hafta içinde bu yolu yapabiliriz. Böylece toplam 10 kilometrelik bir güzergâh ile Rumlar, Kiracıköy’den Eğlence’ye Türk kontrolündeki yoldan geçerek ulaşabilirler. Şu an dolandıkları, iki saati bulan yolu bir saate indirecekler. Yani yarı yarıya kısalmış olacak. Hem de benzin tasarrufu yapacaklar. Ama hayır, illa ki Ara Bölge’den geçmek istiyorlar. Şimdi bunu kabul etseler, New York görüşmelerinin belki de en avantajlı sonucu bu kapının açılması olacaktı.”

“Yarın “Bu toprak benimdir” diye ortaya çıkacaklar”

Cumhurbaşkanı Tatar, Rumların ara bölgede geçiş taleplerinin nedenini şu sözlerle açıkladı:

“Israrla ara bölgeden geçişi dayatıyorlar. Oysa ara bölge kimsenin aktif olarak kullanacağı bir yer değil. Çünkü çok iyi biliyoruz ki, bugün ara bölgeden geçişe izin verirsek, yarın “Bu toprak benimdir” diye ortaya çıkacaklar. Daha önce de aynısı oldu: Pile’de oynanan oyun gibi. Pile’ye nereden girdiler? Ara bölgeden geçtiler, sonra da “burası bizim toprağımız” dediler ve sahip çıktılar. Şimdi burada da aynı ayrıntılı taktiği izliyorlar.”

“İngiltere’den bir tavır bekledim ama sessiz kaldılar”

Birilerinin çıkıp “New York’a mı gittiniz bunları konuşmak için?” dediğini anımsatan Tatar, “Evet, New York’a gittik çünkü kapsamlı bir iş birliği gündemindeydik. İki tarafın neler yapabileceği, hangi başlıklar üzerinden ilerlenebileceği görüşüldü. Zaten bu ziyaret Birleşmiş Milletler’in önerisi ve davetiyle gerçekleşti. Elbette bu ara bölge konusu da gündeme geldi. Masada, herkesin gözü önünde tartışıldı. Hakan Fidan da bu meseleye doğrudan müdahale etti. İngiliz temsilci sessizdi. Ben açıkçası İngiltere’den bir tavır beklerdim. Örneğin, “Hadi bu işi çözelim. Madem Türkler 10 kilometrelik yolu kullanacak, 5 kilometrelik kısmı da yapsınlar. Neden bu kadar ısrar ediyorsunuz?” demesini beklerdim. Genel Sekreter Guterres ise bu konuda çok uğraştı. Sorunu çözmek için ciddi bir çaba gösterdi.”

“Egemenliğimizi kabul etmedikleri sürece resmî müzakereye geçemeyiz”

Rum Lider Hristodulidis’in esas amacının Kıbrıs Türk tarafını yeniden federasyon görüşmelerine çekmek olduğunu söyleyen Tatar, “Bizim şu an söylediğimiz şudur: Egemenliğimizi kabul etsinler, egemenliğimizi tansınlar. Egemenliğimizi kabul etmedikleri sürece resmî müzakereye geçemeyiz.” dedi.

Yeni bir siyaset ortaya koyduğunu anımsatan Cumhurbaşkanı, geçmişte bu konuları defalarca kendi aralarında tartıştıklarını, Türkiye ile de istişare ettiklerini söyledi. “Bu yeni siyaset, yıllardır süregelen federal temelli müzakerelerin artık tıkandığı gerçeğinden doğmuştur. Rum tarafı, bizim tüm iyi niyetimize rağmen hiçbir zaman samimi bir karşılık vermedi. Denktaş Bey’in döneminden, Crans-Montana’ya, Annan Planı’na kadar, her seferinde reddeden taraf Rumlar oldu.” anımsatmasında bulunan Ersin Tatar, Türk tarafının da artık bu oyundan yorulduğuna vurgu yaptı. Tatar, “Aynı oyuna tekrar düşmememiz gerekiyor. Bizim egemenliğimizi kabul etsinler, ondan sonra resmî müzakereye geçebiliriz.” İfadelerini kullandı

“İki devletli siyaset doğru yoldur”

Türkiye’nin, hem garantör ülke hem ana vatan hem de bu bölgenin en güçlü ve en büyük ülkesi olduğuna dikkat çeken Cumhurbaşkanı Tatar, “Bugün jeopolitik ve jeostratejik gelişmelere baktığımızda; deniz yetki alanları, “Mavi Vatan” olarak adlandırdığımız bölge, hava sahası, askeri gelişmeler, enerji koridorları ve geleceğe yönelik tüm stratejik adımlar göz önünde bulundurulduğunda, iki devletli siyasetin bizim için çok daha doğru ve güçlü bir yol olduğu ortaya çıkmaktadır. Bu aynı zamanda Kıbrıs Türk halkının bağımsızlığı, özgürlüğü, refahı ve güvenliği açısından da büyük önem taşımaktadır. Türkiye Cumhuriyeti’nin garantör ülke olarak bölgedeki varlığı ve hakları da bu stratejinin ayrılmaz bir parçasıdır. Dolayısıyla biz artık Rum tarafının defalarca reddettiği planlarla masaya dönmek ve önümüzdeki altmış yılı daha kaybetmek istemiyoruz.” dedi.

“KKTC’nin Cumhurbaşkanı olarak buradayım”

New York’taki Kıbrıs zirvesine Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni temsilen katıldığını dile getiren Ersin Tatar, “Tanısınlar ya da tanımasınlar fark etmez. Ben orada oturuyorken, karşımda Rum lideri, onun yanında Yunanistan temsilcisi, diğer tarafta Birleşmiş Milletler yetkilileri ve tüm ağır toplar vardı. Benim yanımda ise Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı ve Dışişleri Bakanı Hakan Fidan vardı. Ben orada konuşurken, kimin adına konuştuğumu açıkça ifade ettim: “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olarak buradayım.” Kimse buna itiraz edemez; söylediklerim kayıtlara geçti.” diyerek sözlerine şöyle devam etti:

“Halkımızın benden beklentisi buydu: “Git, tezlerimizi anlat.” Biz şu anda ortak bir zemin olmadığı ve Birleşmiş Milletler raporları nedeniyle resmî müzakerelere başlayamıyoruz. Ama bu, ilişkilerimizi, iletişimimizi, temaslarımızı engellememeli. Bizim görevimiz, halkımıza bu koşullarda ne kadar hizmet verebilirsek o kadarını sunmaktır. Bu kapsamda, sınır kapılarının açılması, çevre sorunları, mezarlıkların ve kültürel mirasın onarımı, iklim değişikliğiyle ilgili iş birlikleri, mayın temizliği, sivil toplum çalışmaları ve gençlik komitesi gibi birçok başlık ele alınabilir. Zaten yaklaşık beş yıldır 12 farklı teknik komitede Ali Tuncay başkanlığında, Güneş Onar ve Seniha Birant gibi isimlerle bu konuları karşı tarafla görüşen bir Cumhurbaşkanı olarak görev yapıyorum.”

“Ben hiçbir zaman temaslara karşı olmadım”

Bazı kesimlerin teknik komiteleri federasyonla ilişkilendirdiğinden şikayet eden Tatar, komitelerin iki halkın yararına olacak, günlük yaşamı kolaylaştıracak konuları görüştüğünü hatırlattı. İki taraf arasında temasın kesinlikle kesilmemesi gerektiğini belirten Tatar, “Görüşmeler şu anda resmî anlamda yapılamasa da, diyalog ve iş birliği sürmelidir. Ben hiçbir zaman temaslara karşı olmadım. İki halk arasında çözüm bulamasak da, günlük yaşamı kolaylaştıracak konuları görüşmeliyiz. Orada da bunları açıkça dile getirdim. “Ben burada Kuzey Kıbrıs’ı temsil ediyorum. Madem ortak zemin yok, madem şu an resmî müzakere yürütülemiyor, o hâlde iki devletin iş birliğiyle neler yapılabileceğini konuşalım” dedim. Bunu söyleyerek davet aldım, bunu söyleyerek orada yer aldım ve konuştum. Tüm bunlar da resmi kayıtlara geçti.” diye konuştu.

Hristodulidis’in Hakan Fidan açıklaması

Rum Liderin Hakan Fidan ile ayaküstü görüşmesiyle ilgili yapılan yayınlara dikkat çeken Tatar, Hristodulidis’in sürekli olarak, Erdoğan ve Fidan ile muhatap olmak için çaba gösterdiğini dile ifade etti. Cumhurbaşkanı Tatar, “O gün yemek salonundaydık, birlikte yemek yedik. Yemek bittikten sonra baktım, karşı tarafın temsilcisi kalkıp Hakan Fidan Bey’in yanına oturdu. Bir süre görüştüler. Sonrasında basın açıklaması yaptı. Yani ben oradaydım; yemek bittikten sonra kendisi gidip Hakan Fidan Bey’in yanına oturdu, orada bir süre sohbet ettiler. Biz bu sırada dışarı çıktık. Tam ayrılmak üzereyken onlar da dışarıya çıktı. Dolayısıyla öyle bir saat süren bir görüşme söz konusu değildi. Ama bakın, oradaki gayriresmî bir yemek ortamında, bazı isimler ayrıldıktan sonra gidip bir yetkilinin yanına oturuyorsun, ardından da bunu “bir saatlik görüşme” gibi lanse edip basın açıklaması yapıyorsun. Bu, doğru bir yaklaşım değil. Öyle bir intiba yaratıyorlar ki sanki başka bir yerde buluştular ve Türkiye Cumhuriyeti Güney Kıbrıs’ı muhatap aldı. Yok böyle bir şey.” dedi.

Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Kıbrıs’tan dönüşte uçakta yaptığı açıklamayı hatırlatan Tatar, “Sayın Erdoğan “Benim Güney Kıbrıs’a gitmem asla söz konusu değil. Madem ki onlar Kuzey Kıbrıs’ı tanımıyor, biz de Güney Kıbrıs’ı tanımıyoruz” dedi. Sayın Cumhurbaşkanı bunu açık ve net bir şekilde ifade etti. Ben orada gücümü ana vatandan, garantör ülkeden alıyorum. Yanımda, dünyada ağırlığı olan, güçlü bir Türkiye var” diyerek Türkiye’nin kendi siyasetine tam destek verdiğinin altını çizdi.

Guterres objektif bir adam

Cumhurbaşkanı Tatar, BM Genel Sekreterini beğendiğini söyleyerek, “Masada Guterres sizi rahatsız etti mi diye soruluyor. Hayır, hiç rahatsız etmedi. Ben Guterres’i çok beğeniyorum. Objektif bir adam. Ne istediğini bilen bir lider olarak görüyor beni. Belki bunu açıkça söylemiyor ama bize hak verdiğini düşünüyorum.” dedi.

“Guterres’e Simon Aykut için mektup verdim”

Ersin Tatar, Rum yönetiminin mülk konusundaki tutuklama tavrına yönelik eleştiriler yaptı. İnsanlar üzerinden siyaset yürütmenin, onları tehdit etmenin ne insanlığa ne de hukuka yakışmadığını söyleyen Tatar, bu tavrın hiçbir hukuki temeli de olmadığının altını çizdi. “Böyle bir davayı mahkemeye taşısalar, istinaf aşamasında düşecektir. Belki de düşecek. Ama ne zaman? İşte bu da adil bir mahkeme sistemine bağlı.” diyen Tatar, sözlerine şöyle devam etti:

“Çünkü ortada tuhaf bir yapı var. Ben bu konuyu hem Türkiye’ye hem de diğer ülkelere, hukukçulara hep söyledim: Bir yolunu bulalım. Ancak maalesef, Güney Kıbrıs’ın tanınmış bir devlet olması nedeniyle onun mahkemesi uluslararası düzeyde geçerli sayılabiliyor. Fakat bu, sadece bir karardan ibaret. Örneğin, Simon Aykut meselesi… Kendisi Türk kökenli bir Yahudi iş insanı değil artık; Portekiz vatandaşı. Zaten Portekiz, tarihsel olarak birçok Yahudi kökene sahip kişiye vatandaşlık verdi. Guterres de Portekiz vatandaşı. Simon Aykut da öyle.

“İnsan ve hukukun evrensel ilkeleri ciddi şekilde ihlal ediliyor”

Ben bu konuyu Guterres’in önünde gündeme getirdim. Hatta özel olarak kendisine bir yazı verdim. “Bakın, bu adam hâlâ hapishanede,” dedim. “Lütfen bu mektubu okuyun ve değerlendirin. Çünkü burada ciddi bir insan hakları ihlali söz konusu. Bu kişinin suçu günahı yok. Sadece bizim tarafta yatırım yaptığı için tutuklandı. Bu adamın tek kabahati, Kuzey Kıbrıs’ta yatırım yapmış olması. Konuyu ilk kez şimdi değil, daha 15 Ekim gecesi de gündeme getirmiştim. Bu konuyu sürekli olarak gündeme getirmeye devam ediyorum. Çünkü burada hem insan hakları hem de hukukun evrensel ilkeleri ciddi şekilde ihlal ediliyor.”

Tutuklanan 5 Rum konusu

Güney Kıbrıs’ta hukuku tamamen siyasetin yönettiğini söyleyen Tatar, “Zaten son gelişmelerde de bunu bir kez daha gördük. Hani burada beş Rum yakalandı ya, işte onlar oradaki mahkemeye belge topluyorlarmış. Oysa bizim yasalarımıza göre bu bir suçtur. Bu başlı başına ayrı bir konudur. İnşallah bizim yargımız bu durumu doğru şekilde değerlendirir. Çünkü bu, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne karşı bir saldırı niteliği taşıyabilir. Burada belge toplayıp, gidip o belgeleri kullanarak Güney’deki mahkemelerde buraya yatırım yapan kişileri mahkûm ettirmeye çalışıyorsan, bu ciddi bir meseledir. Bu konu elbette ayrıca ele alınmalıdır.” dedi.

“Şu anda geçmiş ile gelecek arasında bir köprü üzerindeyiz”

Tüm yaşananların dünyanın gözü önünde olduğunu söyleyen Tatar, “Eğer Kıbrıs’ta gerçekten bir ilerleme isteniyorsa, Kuzey Kıbrıs Türk Hükümeti’nin gerekli saygınlığı görmesi şarttır. Bu tarafta, ekonomimizi geliştirebilmek, halkımızın refahını ve mutluluğunu artırabilmek, insanımızı bu topraklarda kalıcı ve huzurlu bir şekilde yaşatabilmek için adımlar atılmalıdır. Benim yaklaşımım daima bu yöndedir. Şu anda biz, geçmiş ile gelecek arasında bir köprü üzerindeyiz. Bu da orada kayıtlara geçti ve şu anda hem Maria Holguin hem de Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri tarafından “bridge” (köprü) olarak ifade ediliyor. Benim siyasetim de tam olarak budur: Bu köprüyü yıkmak ya da iki tarafı birbirinden koparmak değil; aksine bu köprü üzerinden geçerek geçmişle geleceği bağlamak, taraflar arasındaki iletişimi ve iş birliğini güçlendirmek, kendi halkımızın yaşamını iyileştirmek ve onların özgüvenini artırmaktır. Bu sayede ileride her türlü anlaşmanın zemini oluşabilir.” İfadelerini kullandı.

“Ancak bugün gelinen noktada, Kıbrıs Türk tarafını ezerek, ekonomik olarak da önünü tıkayarak, adeta tarihte tarif edildiği gibi nefes borusunu kesmek isteyen bir anlayışla karşı karşıyayız” tespitinde bulunan Cumhurbaşkanı “Bu durumda, biz bu insanlarla nasıl bir anlaşma zemini oluşturabiliriz?” diye sordu. Tatar,

“O nedenle, bugünkü liderliğin sorumluluğu; bu köprüyü güçlü tutmak, halkımızı ayakta tutmak ve gelecekte inşallah eşitlik temelinde bir anlaşma zemini oluşturabilecek ortamı hazırlamaktır” şeklinde konuştu.

“Nereden nereye geldik”

Doğu Akdeniz’in bir yanında Güney Kıbrıs, İsrail, Amerika ve İngiltere; diğer yanda ise Türkiye Cumhuriyeti, Türk Dünyası, Pakistan gibi dost ülkeler ve daha geniş bir ittifak hattı gördüğünü anlatan Tatar, bu denklemde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin, önemli bir denge unsuru olarak varlığını sürdürdüğünü ifade etti. Tatar,

“Bu nedenle Türkiye’nin jeopolitik ve jeostratejik çıkarlarını, kendi güvenliğini, bekasını, bölgedeki enerji ve ticaret potansiyelini düşündüğümüzde; artık geçmişte olduğu gibi Kıbrıs’tan geri adım atmayı asla düşünmeyeceğini öngörüyorum. Ben tabloyu bu şekilde okuyorum.” diye konuştu.

“Nereden nerelere geldik?” diyerek bundan dört yıl önce Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’le, İslam İşbirliği Teşkilatı toplantısı dışında buluşmasının mümkün olmadığını anımsatan Tatar, böylesi bir siyasi sınır olduğunu ancak bugün gelinen noktada, son üç yılda Azerbaycan’a üç kez gidip, resmî kabul gördüğünü anlattı. “Cumhurbaşkanı muamelesiyle ağırlandım. İlham Aliyev’in yaptığı açıklamalarda “Biz Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tamamıyla arkasındayız” ifadeleri yer aldı.” Anımsatmalarında bulunan Cumhurbaşkanı Tatar,  olumlu anlamda çok şeylerin değiştiğini dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Tatar, “Belki her şey istediğimiz ölçüde ilerlemiyor olabilir, ancak dört yıl öncesiyle kıyasladığımızda gelinen nokta diplomatik anlamda son derece değerli ve takdir edilmesi gereken adımlardır.” dedi.

Cumhurbaşkanlığı seçimi… “Avantajlıyım”

Cumhurbaşkanı Ersin Tatar ekim ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimine ilişkin soruya da yanıt verdi.

“Avantajlı olduğumu düşünüyorum” diyen Tatar, beş yıldır cumhurbaşkanlığı görevinin yaptığını bu süreçte dünyanın kendisini tanıdığını söyledi. Çok aktif bir görev süreci geçirdiğini belirten Tatar, “Çok çalıştım, çok uğraştım. Sayısız beyanat verdim, televizyon programlarına katıldım, gazetelere konu oldum. Özellikle Türkiye’de, Türk dünyasında büyük bir görünürlük kazandım. Bugün Azerbaycan’a giden arkadaşlarım, orada halktan şu cümleleri duyduklarını söylüyor: “Cumhurbaşkanınız Ersin Tatar’ı çok beğeniyoruz.” Azerbaycan’da bana fahri doktora unvanı verildi. Dediler ki: “Türk dünyasına güzellik getiren bir lider olarak sizi görüyoruz. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin Cumhurbaşkanı olmanız bizim için kıymetlidir.” Türkiye’deki durumum zaten malum. Bu da bana önemli bir avantaj sağlıyor. Çünkü ben o masalarda oturdum, o toplantılara katıldım. Eleştirilerin, BM formatındaki o klasik yapıların içindeydim. Adeta bu yapının mimarlarından biri oldum.” dedi.

“5’li zirvenin mimarıyım”

Cumhurbaşkanı Tatar, üç kez yapılan 5’li zirvenin mimarı olduğunu söyleyerek, sözlerine şöyle devam etti:

“Maria Holguin’e açıkça söyledim: “Ben bu toplantılarda, Rum liderlerle baş başa oturmam. Çünkü ben onların ortağı değilim. Ortaklık bitti. Artık başka bir gerçeklik var.” Zaten bugüne kadar ne anlattıysak bir yere varamadık. Bu yüzden daha dengeli bir formatta toplantılar yapılmalıydı. Türkiye ile birlikte yürüttüğümüz siyasetle bunu sağladık.

Maria Holguin de bu dengeyi sağlamak için büyük çaba gösterdi. Türkiye Cumhuriyeti de bana güçlü destek verdi. Bu sayede ben de uluslararası zirvelere katıldım. Üç kez bu tür toplantılarda yer aldım. Belki Rauf Denktaş’tan sonra bu ölçekte uluslararası toplantılara katılan ilk Cumhurbaşkanı oldum. Annan Planı döneminde de zirveler oldu ama bugün ortada böyle bir plan yok. Bugünkü toplantılarda Kıbrıs meselesini açık ve net şekilde anlatmak benim için büyük bir kazanım oldu.Çünkü ben bu zirvelerde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ni ayrı bir devlet olarak temsil ettim. Federasyon görüşmelerine değil, iki devletin iş birliği anlayışıyla katıldım. Bu çerçevede davet aldım, konuştum, söylediklerim kayıtlara geçti. Sonrasında da basın toplantıları yaptım. Verdiğim mesajlar tüm dünyaya ulaştı.”

KKTC’nin henüz tanınma noktasında olmadığını ancak ayrı bir devlet ve ayrı bir varlık olarak kabul görmeye başladığını ifade eden Cumhurbaşkanı Tatar, “Artık bu siyaset bir zemin bulmuştur” diyerek “Bütün bu gelişmeleri değerlendirdiğimde, ortaya açık bir başarı çıktığını görüyorum.” İfadelerini kullandı.

“Bu görevi severek yapıyorum”

Tatar sözlerini şöyle sürdürdü:

“Ben halkın içindeyim. Doğalım, bu görevi severek yapıyorum. Beş yıllık bir tecrübenin ardından, bir beş yıl daha görev yapmam hâlinde, Türkiye’mizin uluslararası platformlardaki desteğiyle birlikte, bu siyasetin ve Kıbrıs Türk halkının egemenliği konusundaki iddiamız daha da güçlenecektir. Aksi bir durumda, yani bu siyaset dışına çıkılırsa, egemenlik iddiamız zayıflayacaktır. İşin özü budur.”

Tatar son mesajında herkesin seçimde sandığa gitmesi gerektiğini söyledi:

Adaylığı konusunda koalisyonu oluşturan partiler tarafından kararın verildiğini ve çalışmanın başladığını kaydeden Tatar, “UBP de diğer partiler de.. Adaylığım noktasında mutabakat var, partilerin tabanları da destekliyor. Şimdi yavaş yavaş bazı çevreler de devreye giriyor, kimi neticelere etki etmeye çalışıyorlar.  Ama nihayetinde karar halkındır. Sandığa kim gidecek, neticede ne olacak, bunu bilemem. Katılım çok önemli. Bu yüzden kendi tabanıma, halkıma, gençlerimize, özellikle de tereddüt edenlere sesleniyorum: Sandığa mutlaka gidin. Sandığa gitmek çok önemli, özellikle gençler için.”

Fotoğraflar: Özmen YILANCILAR

RELATED ARTICLES

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

- Advertisment -
Google search engine

En Popüler

tr_TRTurkish